|
Terörİzmİn AmacI
Terörizmin temel
amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa
dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme” şiddet
eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku
ve dehşet havası ile sağlanmaktadır.
Kitle iletişim
araçlarının sağladığı imkanlardan da yararlanan
terörizm, yarattığı korku ve dehşet ile bir
bakıma topluma; “Benden yana mısın, değil
misin?”, “benden değilsen düşmanımsın”,
“düşmanımsan hedefimsin”, “senin yaşama hakkın
yoktur.” şeklinde belirtilebilecek “taraf olma”
çağrısında bulunmaktadır. Terörizm, bu dramatik
çağrılar ile insanlara tarafsız olma hakkını
yasaklamakta, onların zihinsel ve duygusal
masumiyetini yok etmekte, şiddet ortamına
çekmekte ve toplumun şiddet yoluyla
siyasallaşmasına, kutuplaşmasına yol açmaktadır.
Toplumdaki kutuplaşmalar da zihinsel ve duygusal
yönden bölünmüş “çatışan tarafları” ortaya
çıkarmaktadır. Çatışan tarafların ise toplumun
birlik ve bütünlüğünü bozacağı, dolayısıyla
terörün amacına hizmet edeceği açıktır.
Terörizmin
benimsediği bir diğer amaç, kargaşa yaratarak
toplumun direnme gücünü kırmak, yerleşik sosyal
ve siyasal düzenin arkasındaki halk desteğini
şiddet yoluyla zayıflatmaktır.
Terörizmin bazı
güçler tarafından birtakım siyasi ve ekonomik
çıkarlar sağlamanın da aracı olarak kullanıldığı
dikkate alındığında amaç oldukça
farklılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda terörizmin
amacı, bir kazanım elde etmek maksadıyla hedef
alınan ülke ve toplumda belirli ortamların
oluşmasına aracılık etmektir.
Türkiye gibi
stratejik öneme sahip ülkelerin terör ortamında
tutulmasında, ülkemizi hedef olarak seçmiş
devletler ve birtakım güçlerin çıkarları
açısından zaruret bulunduğu, terörün amacının da
sadece bu ortamın devamını sağlamak olduğu
değerlendirilmektedir. Bu nedenle terörizm, bir
siyasi mücadele aracı olmaktan çıkıp, bir
ülkenin bir başka ülkeyi zayıflatmak ve
istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir araç
haline gelmektedir.
Öte yandan
terörizm kitlelere yönelik hedef gözetmeyen
şiddet eylemleriyle, toplumun güven duygusunu
ortadan kaldırarak, halkın can derdine düşmesini
ve olaylara tepkisiz kalmasını amaçlar. Böylece
kitleler terörizme karşı duyarlılıklarını
yitirir, terörü kanıksar ve devletle toplum
arasında güven açısından büyük bir uçurum
oluşur.
Terörizmin bir
başka amacı da; baş eğdirmek, itaat ettirmektir.
Terörizmin bu türü, terörist örgütlerce kendi
üyelerine ve etkilemek istedikleri halk
kesitlerine uygulanabilmektedir. Terörist
gruplarca amaçlanan; yandaşlar kadar
“seyircilerin” de itirazsız baş eğmeleri, “hedef
kitlenin” emredileni yapmasıdır. Etkilenmesi
amaçlanan bireylere ikinci defa düşünecek zaman
ve aksine davranabilecekleri alan bırakılmaz.
Amaç, “hedef kitleyi” yıldırmak, yönlendirmek ve
yönetmektir.
TERÖRİZMİN ÖZELLİKLERİ
Terörizmin
özellikleri, dünyada faaliyet yürüten terör
örgütleri ve onların eylem şekilleri
çerçevesinde aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Terörizm
bir ideoloji, bir doktrin, hatta sistematik bir
fikir değil, stratejidir.
2.
Terörizm, terör eylemlerini meşrulaştıracak bir
senaryo hazırlar.
3.
Terörizm, yeni bir düzen ve gelecekte
zafer vaat eder.
4.
Terörizm, uluslararası siyasetin bir parçasıdır,
dolayısıyla dış destek olmadan
yaşatılamaz.
5.
Terörizm,propaganda ile doğar, gelişir ve
propaganda ile yaşar. Bizatihi kendisi bir
propaganda aracıdır.
6.
Terörizm, Devlet otoritesine alternatif getiren
örgütlü bir harekettir.
7. Mali
destek terörün vazgeçilmez gereksinmesidir. Bu
nedenle; soygun ile silâh ve uyuşturucu
kaçakçılığı yapar.
8. Terör,
bir hak arayışı, düzen önerisi ve bağımsız
devlet kurma isteklerinden biri veya derece
farklılığıyla her üçünün bir arada bulunduğu
gerekçelerle ortaya çıkabilir.
9. Terör,
bilinçli ve amaçlı eylemler olarak belirir.
10. Terör,
şiddet uygulamayı giderek amaç konumuna taşır.
Dehşet ve korku salarak yılgınlık yaratır.
Zorba, acımasız, istismarcı ve kuralsızdır.
11. Terör,
bazen başka güç veya güçlerin taşeronudur.
12. Terör
kendi dilini yaratır ve kullanır.
13.
Terörün genellikle siyasi bir amacı vardır.
14. Terör
eylemleri, örgütlü bir çabayı gerektirir. Bütün
bu eylemler, bireysel olmaktan çok, bir grubun
katılımıyla gerçekleşmektedir.
DÜNYA'DA TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL ÖNEMİ
Türkiye; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının
birleştiği noktada bir köprü durumunda, dünya
güç dengesini etkileyebilecek sürekli ve çok
yönlü çıkar ve güç çatışmalarına sahne olan,
Orta Doğudaki petrol kaynaklarına yakınlığı ve
Orta Asya’daki Türk devletleri ile entegre
olabilme avantajı nedeniyle önemli bir
jeopolitik ve jeostratejik konuma sahiptir.
Akdeniz'in egemenlik kapılarından biri olan
Marmara Denizi ve Boğazlar bölgesini elinde
bulundurması, Orta Doğu, Basra Körfezi’nden
Ege’ye kadar Doğu Akdeniz'i kontrol edebilecek
coğrafi konumu ile bölgedeki bütün ülkelerin
güvenlik ve her türlü ulaşım faaliyetlerini çok
yakından ilgilendirmektedir.
Bölgede cumhuriyet ve demokrasi ile idare
edilen, tek Müslüman ve laik bir ülke olan
Türkiye, altmış yedi milyonluk nüfus
potansiyeli, zengin yeraltı ve yerüstü
kaynakları, ayrıca her geçen gün gelişmekte olan
ekonomik ve teknolojik gücü ile bölgede mevcut
politik, askeri ve ekonomik dengeyi bulunduğu
tarafa kazandırabilecek milli güce ve coğrafyaya
sahip bir bölge devletidir.
Dünyada besin ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından
karşılayabilen ve ihtiyaç fazlası ürün
sağlayabilen nadir ülkelerden biridir.
TERÖR ÖRGÜTLERİ GENÇLİĞİ NASIL KAZANIYOR?
Ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri,
militanlarını bir takım psikolojik süreçlerden
geçirdikten sonra silahlı faaliyetlere
sokmaktadırlar.
Bu psikolojik süreçleri kısaca açıklayacak
olursak;
1. Grup Dinamiği
Terör örgütlerinin eleman kazanmada kullandığı
ilk psikolojik süreç, grup dinamiğidir.
Bir terör hareketinin başarılı olabilmesi için
daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat
kurması ve bütün taraftarlarını bu örgüt
içerisinde eriterek örgütün ayrılmaz bir parçası
haline getirebilecek bir güce sahip olması
gerekmektedir.
Bundan dolayı grup ve grup dinamiği süreci
hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.
Günlük konuşmada kullanılan “grup” sözcüğü en
genel anlamda çoğul olmayı ifade eder.
Sosyolojide ve Sosyal Psikolojide ise grup
kavramı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Bu
tanımlara göre, bir kalabalığın grup olabilmesi
için ortak amaçlar, ortak normlar, kendilerini
bir gurup olarak hissetmeleri gibi koşullar öne
sürülmüştür. Gruplar şüphesiz bu özellikleri
göstermekle beraber, bir topluluğun grup
olabilmesi için bir “etkileşim”in olması
gerekmektedir. Buna göre grup, “etkileşim
halinde olan birden fazla insan” demektir.
Grup dinamiği ise, bir grup içinde oluşan
sebep-sonuç ilişkileri ile grupların oluşması ve
işleyişini ifade etmektedir.
Gruplar, insanların rasgele bir araya geldikleri
topluluklar değildir. Onları bir arada tutan
değerler sistemi vardır.
-
Her insan istediği gruba giremez. Çünkü
grubun yazılı olmayan yasaları vardır.
-
Her gurubun bir işleyişi, kalıplaşmış
değerleri, amaçları ve ilişki düzeni vardır.
-
Her grupta bir dayanışma, birlik, iş bölümü
ve üyelerden ayrı beklentiler vardır.
-
Her grubun ortak bir aklı, tavrı, tutum ve
davranış şekli vardır.
Liselerde, üniversitelerde, işçiler ve kamu
çalışanları içerisinde, mahalli alanda örgüt
sorumluları örgüte kazanmayı planladıkları
kişilerin;
Örgüte kazanılması planlanan kişi hakkında
gerekli bilgiler toplandıktan sonra insan
psikolojisini iyi bilen örgüt militanları bu
bilgilerin ışığında harekete geçerler.
Bazen gerekli diyalogun sağlanması için bir çay,
sinema, tiyatro ve konser daveti, ekonomik
sıkıntıda olan öğrencilere burs ve kalacak yer
temini yeterlidir.
Hepimiz biliriz ki, her insanın hayatta
karşılıksız bir sevgi, ilgi ve samimiyete
ihtiyacı vardır. Örgüt militanları bu işi
ideolojik amaçlar uğruna yaptıklarından
kazanmayı planladıkları kişiye karşılıksız
arkadaşlık ve dostluğu uzun vadede bedelini
almak üzere sunmaktadırlar. Dolayısıyla bu
davranışları muhataplarının kalplerini
kazanmalarına vesile olmaktadır.
Örgüte kazanılması planlanan genç, kurulan bu
sıcak diyalogdan sonra kendini olduğu gibi kabul
eden, kendine değer vererek adam yerine koyan
senaryosu, sahnesi ve oyuncuları önceden
planlanmış bir grubun içerisine çekilir.
Örgütlere bu psikolojik sürecin işlemesi ile
birlikte adım adım giriş yapan bir kişi nereye
doğru sürüklendiğinin farkında bile değildir. Ta
ki, eline bir silah alıp silahlı eyleme
başlayacağı güne kadar...
Görüldüğü üzere, örgütlenme ve militan kazanmada
terör örgütleri tarafından planlı ve devamlı
aksiyonlar şeklinde uygulanan psikolojik harekat
faaliyetleri, insanın zihnini, kalbini ve ruhunu
hedef almaktadır. Planlayıcısı, uygulayıcısı ve
hedefi insan olan bu faaliyet türü oldukça
karmaşık bir şekilde cereyan eder. Öyle ki, çoğu
zaman hedef haline gelen bireyler kendi düşünce,
duygu ve davranışlarında meydana gelen
değişikliklerin farkına bile varamamaktadırlar.
2. Tutum Değişikliği
İnsan psikolojisinden istifadeyle grubun içine
çekilen bireye gruptaki militanlarca örgüte ait
kitap, gazete ve dergiler okutturulmaya
başlanır. Çünkü, kitaplar, gazeteler ve dergiler
beyin yıkamanın ve şartlandırmanın en etkili
araçlarıdır.
Çağımızda yaygın olarak kullanılan dergi,
gazete, kitap gibi basılı; radyo, sinema, TV.
gibi görüntülü ve sesli iletişim araçları,
insanlara aktardıkları bilgi ve neden oldukları
davranış değişikliğiyle ortak amaçların,
beklentilerin, değerlerin, inançların, duygu ve
düşüncelerin oluşmasında önemli rol oynarlar.
Her yasadışı örgütün illegal ve legal nitelikli
yayınları vardır. İllegal yayınlar tamamen
yasadışı ve korsan olarak çıkarılırlar. Bir de
yasalar uygun olarak çıkarılan kitap, dergi
ve gazete satıcılarında aleni olarak
satılabilen dergi ve kitaplar vardır ki
insanlar içeriğindeki tehlikeyi sezemeden
etkisinde kalırlar.
Grupta örgüte kazandırılmak istenen bireyin
tutum ve davranışlarının değişimine kitap,
gazete ve dergiyle başlanmasının nedeni
tutumların oluşumundaki üç öğedir. Bunlar
düşünce, duygu ve davranıştır.
Bilindiği gibi tutum; “Bir bireye atfedilen ve
onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce,
duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde
oluşturan bir eğilimdir.”
“Diğer bir ifadeyle tutum, davranışla anlatılan ve içten
gelen bir duygudur.” Tutumlara bu yüzden
insan davranışlarının görünmez dünyası da
diyebiliriz.
İşte kitaplar, gazeteler ve dergilerle yapılmak
istenen, tutumların oluşumunda birinci süreç
olan düşünce boyutunun beslenmesidir. Bu boyut
beslenirken grupta özellikle gruba yeni katılmış
bireyin okuduklarını hazmetmesi için sözde
tartışmalar ve münazaralar yapılır. Aslında bu
münazara ve tartışmalar genellikle güdümlü
sorular ve bunlara verilen cevaplardan oluşur.
Bu arada bireye okuduklarına dair görüşleri
sorulur. Grup halinde örgütün planlı ve
programlı olarak hazırladığı seminer ve
toplantılara gidilir. Bitirilen her yeni kitabın
ve derginin yerini ise başka bir kitap ve dergi
alır.
Bu arada, bireyden sadece örgüte ait yayınlar
ile örgütün amaçlarına uygun olarak çıkarılan
kitap, gazete ve dergileri okuması istenir ve
doğruların sadece örgütün yayınlarında yer
aldığı empoze edilir. Bunun amacı bireye bir at
gözlüğü kazandırabilmektir.
Düşünce boyutuyla birlikte aynı zamanda duygu
boyutu da beslenmeye başlanır. Bunun için de
örgüt tarafından hazırlanmış sloganlar ve
müzikler kullanılır. Bilindiği üzere insan
düşündüğü gibi duygulanan bir varlıktır.
Yasadışı örgütlerin, kendilerince oluşturulan
veya desteklenen müzik ve dinleti grupları,
kendilerine has sloganları ve kalıplaşmış
söylemleri vardır.
Düşünce ve duygu boyutu her geçen günle birlikte
beslenen bir bireye davranış boyutu olan silahlı
eylemlere hazırlık teşkil etmesi için, içine
çekildiği grupla beraber bildiri dağıtma, afiş
asma, mitinge katılma gibi faaliyetlerde görev
verilir. Hatta, örgütü sahiplenmesi açısından
militan adayına örgüt içerisinde küçük küçük
sorumluluklar verilir. Grup sorumluluğu, sınıf
sorumluluğu gibi...
Grup psikolojisinin etkisiyle örgüte kazanılmak
istenen birey, yapılan işlerin yanlış olduğunu
düşünse bile artık itiraz edemez. Baş tarafta
grubun, ortak değer yargılarının, yazılmamış
yasalarının, ortak tavır, tutum ve
davranışlarının olduğu belirtilmişti. İşte bu
süreç tüm gücüyle bireyin üzerinde ağırlığını
hissettirmeye başlamıştır.
Çünkü terör örgütleri, bir kimseyi savaşmaya ve
ölmeye hazır hale getirebilmek için o kimsenin
kişiliğini bedeninden ayırmaktadırlar. Diğer bir
ifadeyle onun kendi gerçek kişiliğine sahip
olmasını önlemektedirler.
Ve davranış boyutu...
Düşünce ve duygu boyutu örgütün yaşam felsefesi
doğrultusunda beslenmiş bir birey, artık silahlı
eylemlere katılmayı kendi ister hale gelmiş
olur. Bu arzuyu fark eden örgüt ilk başlarda
yeni kazandığı militanına görev vermeye pek
istekli görünmez. Tabii ki, bu yeni kazandığı
militanına bir taktik davranıştan başka bir şey
değildir. Örgütün böylesi bir tutum sergilemesi
yeni kazanılan militanı davasına daha da motive
eder.
Ve silahlı eylemlere başlar...
Evet, davranışlarımızın itici gücü
düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin besin
kaynağı ise kitaplar, gazeteler, dergiler vs. Bu
yüzden kitapların, dergilerin ve gazetelerin
insan zihninde, kalbinde ve ruhunda bıraktığı
izleri silmeye yeryüzünde hiçbir çare, çözüm
olamaz.
3. Algılama
Terör örgütleri, kazandığı militanlarının
beyinlerini ve ruhlarını, örgütün amaçlarına
şartlandırma faaliyetlerini, bu kadarla da
bırakmamaktadır. Ayrıca, yeni kazandığı
militanlarının algılama dünyalarına da nüfuz
ederek, örgütün idealleri ve amaçlarından başka
herhangi bir şey düşünmelerini önlerler.
Sol örgütlerin örgüt içinde militanları için
yayınladıkları yayınlarda, “devrimcinin şahsi
hayatı olmaz” sözünden bunu çok iyi anlıyoruz.
Bu arada kısaca tanımlayacak olursak algı;
“duyu organlarından beynimize ulaşan verilerin
örgütlenmesi, yorumlanması, anlamlandırılması
sürecine verilen addır. Duyu organlarımıza
ulaşan veriler, algılama olmaksızın tek
başlarına fazlaca bir değer taşımazlar. Duyusal
verilerin algılanması, yani anlamlandırılması
gereklidir. Bize ulaşan duyumlara ne tür
tepkilerde bulunacağımızı ancak algılama
sonucunda kararlaştırabiliriz.”
Tanımdan da anlaşılacağı üzere, her şey nasıl
algıladığımızda başlıyor ve nasıl
algıladığımızda devam ediyor. Bu konu toplumsal
hayatta yaşayan insanlar için ne ise terör
örgütlerinin bünyelerinde bulundurduğu
teröristler açısından da aynıdır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi terör
örgütleri, militanlarını önce ideolojik yönden
düşünce boyutunda yetiştirirler. Bunun nedeni
de, “algılama”nın olabilmesi için bir insanın
önce düşünmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Bir
insan, ancak düşünce sistemi geliştikten sonra
duyu organları aracılığıyla gelen uyarıcıları
örgütleyip, anlamlandırabilir. Yani
algılayabilir.
Bir insanın “Algılama Dünyası”nı psikolojik
süreçler vasıtasıyla eline geçiren terör
örgütleri o insanı bir robot haline getirip
istedikleri her şeyi çok rahatlıkla
yaptırabilmektedirler.
Bir örgüt militanının bu evrelerden geçtikten
sonra kendi duyu organlarıyla algılayabilmesi ve
kendi beyniyle düşünebilmesine imkan yoktur.
Çünkü beyin yıkama ve şartlandırma süreci
profesyonelce gerçekleştirilmiştir.
Yoksa bir militanın kundaktaki bebekleri gözünü
dahi kırpmadan öldürebilmesi nasıl izah
edilebilir ?
4.Militan Kimliği ve Kişiliği Kazandırma
Terör örgütlerinin, bir gencin psikolojik yönden
beynini yıkayarak ideolojileri çerçevesinde
şartlandırmalarının en önemli nedeni “kesin
inanç” adamı haline getirmektir. Nitekim, bir
gencin örgüte gelene kadar ailesinden ve
çevresinden aldığı kimlik ve kişilik silinerek
yerine yeni bir kimlik ve kişilik
kazandırılmaktadır. Biz buna militan kimliği ve
kişiliği diyoruz. Bir terör örgütünün
militanlarını bu süreçten geçirmesindeki amaç
ise, işleteceği cinayetlerin meşruiyet
dayanağını o kişinin iç dünyasına
yerleştirebilmektir. Bundan sonra, bir militan
işlediği cinayetlerden dolayı vicdani herhangi
bir sıkıntı çekmemektedir.
SONUÇ
Ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri
öğrenci kesimi, işçi kesimi, kamu kesimi ve
vatandaşlarımız içinde kurdukları sistemle
kaybettikleri her militanının yerini yeni bir
militanla besleyerek ayakta kalmaya
çalışmaktadırlar.
Tıpta, bir insana hasta olmamanın yol ve
yöntemlerini öğretmek amacıyla kurulmuş
koruyucu hekimlik vardır.
Bu noktada, terörle mücadelede de bize düşen
görev, koruyucu hekimlikte olduğu gibi
gençliğimize sahip çıkarak terörizm hastalığına
yakalanmamanın yol ve yöntemlerini öğretmek
olmalıdır.
Ancak, gençliği terör örgütlerinin tuzaklarına
karşı korumak sadece güvenlik güçlerimizin
vazifesi değil, ana babalardan, öğretmenlere,
ilgili tüm kurumların kısaca herkesin görevidir.
Muhteşem tarihi geçmişi, tüm dünyayı kıskandıran
jeopolitik konumu, genç nüfus potansiyeli,
zengin yer altı ve yer üstü kaynakları ile
bulunduğu coğrafyada güçlü bir ülke olan
Türkiye’nin, 21. yüzyıla girerken devletler
arası platformda söz sahibi olabilmesi iyi
eğitilmiş, idealleri olan gençliğe bağlı olduğu
gözden uzak tutulmamalı ve herkes üzerine düşeni
yapmalıdır.
KAYNAKLAR
1. E. HOFFER, Kesin
İnançlılar, İstanbul, Yüksel Matbaası, 1980.
2. Ç. KAĞITCIBAŞI,
İnsan ve İnsanlar, İstanbul, Cem Ofset
Matbaacılık, 1980.
3. Ü. DÖKMEN,
İletişim Çatışmaları ve Empati, İstanbul, Sistem
Yayıncılık, 1994.
4. J.C. MAXWELL,
Kazanan Tutum, İstanbul, Sistem Yayıncılık 1997.
5. J.E.ADDINGTON, %
100 Düşünce Gücü, İstanbul, Akaşa Yayıncılık,
1996.
6. A.YÖRÜKOĞLU,
Gençlik Çağı, Özgür Yayın Dağıtım,1993.
7. R. Ş. APUHAN,
Kendime Engel Olmayacağım, İstanbul, Timaş
Yayınları, 1996.
8. N.ALKAN,
Psikolojik Harekat, Terörizm ve Polis, Ankara,
TEMUH Yayınları,2000.
9.TEMUH Dai. Bşk.
lığı arşivi, 2002.
GENÇLERİMİZİ KORUYALIM
Çeşitli ülke ve toplumlarca kendi milli hedef ve
menfaatlerine ulaşma aracı olarak kullanılan
propaganda faaliyetleri, ülkemiz ve özellikle
gençlerimiz için büyük bir tehdit
oluşturmaktadır.
Gerçekten de ülkemizin geleceğini emanet
edeceğimiz gençlerimiz, çoğu zaman çeşitli
tehdit odakları tarafından arzu edilmeyen
davranışlara itilmektedirler. Cesaretin
çekingenliğe, macera isteğinin rahata,
duyguların mantığa üstün geldiğini, araştırma,
öğrenme ve dinamizm çağındaki bu dönemde
gençlerde en etkin duygu otoriteden kurtulma
duygusudur. Gençlerimizin bu kritik döneminden
yararlanmak isteyenler bütün planlarını
gençlerimizin bu özellikleri üzerine bina
etmektedirler. Çeşitli kitle iletişim araçları
ile gençlik kesimine ulaştırılan haber, bilgi,
tema ve sloganlar yardımı ile gençlerin daha
önce kazanmış olduğu değerler tahrip edilerek
zihinleri karıştırılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemiz, 30 yıldır iç ve dış düşmanların
destekleyip organize ettiği yıkıcı
faaliyetlerden oluşan tehdit ve bu tehdidin
doğurduğu terör olayları ile karşı karşıyadır.
1968'den 80'li yıllara kadar sağ-sol, 1980'den
sonra ise Türk-Kürt ve en son olarak da
laik-antilaik, diye bölünerek insanlarımız
birbirine kırdırılmak istenmektedir. Her şeyden
öte, bütün bu olaylar ülkemizin siyasi, ekonomik
ve kültürel yönden rotasını düzelttiği, işlerin
iyi gittiği dönemlerde -sanki önünü kesmek
istermişçesine- çıkarıldığı izlenimi
uyanmaktadır.
Soğuk savaş dönemlerinde uygulanan yol ve
yöntemlerin amacı, o ülkeyi siyasi,
sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik ve askeri
yönden zaafa uğratarak yıpratmaktır.
Bu doğrultuda, ülkemize ve toplumumuza yönelik
hasım devletlerce yürütülen planlı, devamlı,
çok yönlü ve çok merkezli bu propaganda
faaliyetleri hakkında bütün vatandaşlarımızın,
özellikle üniversite ve yüksekokul seviyesine
erişmiş veya çalışma hayatına atılmış gençliğin
“bilgilendirilmesi” gerekmektedir. Zira, konu
hakkında yetersiz bilgiler ve toplumun bilgisiz
olması ülkemize yönelen tehdidi daha da etkili
bir duruma getirmektedir.
Geçmişten bugüne, ülkemizdeki terör örgütleri
faaliyetlerini, silahlı yöntemlerin yanında
psikolojik yöntemlerle de sürdürmektedirler.
Buna paralel olarak, ülkemizde faaliyet yürüten
terör örgütlerinin örgütlenme ve eleman kazanma
aşamaları bir yayınevinin etrafında bir araya
gelen insanların yazdığı kitaplar ile
çıkardıkları gazete ve dergilerle başlamakta ve
devam etmektedir. Bir örgütün faaliyet yürüttüğü
toplumun içerisinde taban bulabilmesi ve eleman
kazanabilmesi için ideolojik olarak kabul
görmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi “davranışların
görünmez dünyası düşüncelerdir”. Bu
bakımdan, bir insana arzulanan istikamette
davranışta bulundurmak için önce düşünce
dünyasında gerekli değişikliğin yapılması
gerekmektedir.
“Düşünce ek, eylem biç”
sözünden hareketle, ülkemizde faaliyet yürüten
terör örgütleri, zehirli terörizm aşısını önce
zihinlere yapmaktadırlar. Zihinlerde yapılan
tahribatlar, zamanla insanların ruh dünyalarına
nüfuz ederek eylem haline dönüşmektedir. Bunu,“Kalem
fikir vermezse, kılıç kesmez” sözü çok güzel
ifade etmektedir.
Bu çerçevede, terör örgütleri tarafından
yürütülen psikolojik harekat faaliyetleri,
örgütlenme ve militan kazanmak için müracaat
edilen tek ve eşsiz bir mücadele yöntemidir.
Bilindiği gibi, bütün terör örgütlerini ayakta
tutan bazı unsurlar vardır. Bunlar; ideoloji, iç
ve dış destek, para ve elemandır. Bir terör
örgütünü ayakta tutan en önemli kaynak insandır.
Bir insanı örgüte bağlayan öğe ise, ideolojidir.
Bir terör örgütünün istediği kadar parası
olabilir, yurtiçi ve yurtdışından istediği kadar
maddi ve manevi destekçileri olabilir. Fakat,
insan kaynağı olmadığı sürece, o örgütün ayakta
kalabilmesi mümkün değildir.
İşte, örgütlerin bu ihtiyacını karşılama
zorunluluğu göz önünde bulundurularak
gençliğimizi yıkıcı, bölücü ve irticai
örgütlerin tehdidinden koruyabilmek için anne ve
babalardan, okullarımıza, medyaya ve polise
kadar herkese büyük görevler düşmektedir.
a.Anne
ve Babalara Düşen Görevler
Gençlik bir insanın yaşamındaki en kritik
dönemlerden biridir. Çocukluktan ergenliğe adım
atan gençlerde ilk değişiklikler önce
fizyonomilerinde başlamaktadır. Fizyonomideki bu
ani değişiklikler, ellerin, ayakların büyümesi,
burnun ve çenenin büyümesi, vücuttaki kıllanma,
sesteki değişiklikler vs. genci tedirgin etmeye
başlar.
Fizyonomideki bu ani değişim bir gencin
görünümünü ilk zamanlarda olumsuz yönde
etkilemektedir. Zira, fizyonomide orantısız bir
görünüm söz konusudur. Bunun nedeni ise
organların gelişimlerini farklı zamanlarda
tamamlamalarıdır.
Ergenlik dönemi ile gençliğe ilk adımını atan
bir bireyin fizyonomisindeki bu orantısız ve
karmaşık görüntü psikolojisinde de
görülmektedir.
Gençlerin aşırı alıngan davranmaları,
başkalarına acımasızca eleştirilerde
bulundukları halde, hiç eleştiriye gelememeleri,
coşkulu ve hayalci olmaları, otoriteden devlete
varana kadar her şeyi eleştirme eğilimi
taşımaları vs. buna en iyi örneklerdir.
Aslında gençler bu davranışlarıyla ana babadan
otorite figürünü temsil eden öğretmen ve devlete
kadar herkese bir mesaj vermektedirler. Nedir bu
mesaj? Shakesper, “Dünya bir sahne, insanlarda
bu sahnede birer oyunculardır” demiştir. İşte
gençler, anne babaya ve otorite figürünü temsil
edenlere, dünya bir sahne ise ve bu sahnede bana
düşen bir rol var ise şayet, benim bu rolümü en
iyi şekilde oynayabilmem için kendime ait bir
benlik, kendime ait bir kimlik ve kişiliğimin
olması gerekir diyorlar. Anne babalar da; hayır,
siz bizim istediğimiz tarzda kimliğe, kişiliğe
ve benliğe sahip bir çocuk olacaksınız diyorlar.
Bu noktada anne babalarla gençler arasında
iletişim kopukluklarına neden olabilecek
çatışmalar çıkıyor.
Yapılan araştırmalarda gençlerin anne babalardan
en büyük şikayeti adam yerine, yetişkin yerine
konmamak, anlayışsızlık, güvensizlik ve sürekli
çocuk yerine konmak olduğu görülmüştür.
Bu nedenle; bir genç, aile ortamında adam yerine
konmadığı, yetişkin yerine konmadığı için
kendine değer veren, adam yerine, yetişkin
yerine koyan ortamları aramaya başlıyor.
Satanist gruplar ve terör örgütleri de maalesef
tam bu kavşakta gençlerimizin karşısına çıkıyor
ve onu kazanana kadar ileride bedelini
fazlasıyla almak üzere sözde sevgiyi, saygıyı ve
değeri gençlerimizin arzuladığı bir şekilde
veriyorlar.
Bu aşamada yıkıcı, bölücü, irticai ve zararlı
örgütler, bir gencin zihnini, kalbini ve ruhunu
avuçlarını içerisine aldığı zaman o genç örgüt
dışına çıkmak istese de, çıkması mümkün
değildir.
Aslında gençlerin büyüklerden beklediği
sınırsız bir özgürlük ve tek başına buyruk olmak
değildir.
Onlar;
-
Toplumda kendilerine yer edinmek,
-
Kendilerini ispat etmek için bağımsız olmak,
-
Güvenilmek ve adam yerine konmak isterler
Onların sabırsızlığı gençlik çağının
belirsizliğinden bir an önce kurtulma çabasından
kaynaklanmaktadır.
Anne ve babalara tavsiyemiz, gençlik çağındaki
çocuklarınızı gereksiz yere yargılamadan,
eleştirmeden adam yerine, yetişkin yerine
koymaları ve onlara bu kritik dönemde herkesten
daha çok yardımcı olmalarıdır.
Terör örgütlerine ve aşırı akımlara katılan,
uyuşturucu kullanan gençleri yakından analiz
ettiğimizde, genelde ailevi problemlerinin
olduğunu, en azından ailelerinin kendilerine
karşı çok ilgisiz olduğunu görmekteyiz.
Van İli Çatak İlçesi, Sırmalı Köyü Dokuzdam
Mezrası’nda 13 Eylül 1997 tarihinde, güvenlik
güçleriyle girdiği silahlı çatışmada, ölü
olarak ele geçirilen “Agit” kod isimli PKK
terör örgütü mensubunun üzerinden çıkan şiir,
anne ve babalara önemli mesajlar vermektedir.
Pişman etme aman doğduğum güne,
Mutlu olmak hakkım olsa bile
Bir zalim düşürdü beni bu hale
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
İster miydim soğuklarda, dağda yatmayı
Anaların yüreğine ateş yakmayı
Veren kahrolsun elime silahı
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Bir zalim, başından vururum diyor
Dönenin sonu ölümdür diyor
Ne kadar pişman olursan ol diyor
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Dost sandıklarım pusuda yatıyor
Kaçmaya kalksam namluyu dikiyor
Her gece bir zalim nöbet tutuyor
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Her gün biraz daha azalıyorlar
Çoğu pişman olmuş, diyemiyorlar
Ölüm soğuktur anam kaçamıyorlar
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
b. Öğretmenlere Düşen Görevler
Gençler için
okul, öğrenim görülen, arkadaşlıklar ve yeni ilişkiler kurulan
toplumsal bir ortamdır. Orta öğrenimden itibaren, gençlerle öğretmenler arasında
etkin bir iletişim doğmaktadır. Gençlerin tutum ve davranışları, özgürlük
girişimleri öğretmen-öğrenci ilişkisine değişik bir boyut kazandırmaktadır. Bu
dönemde, genç, kendisini ayrı bir varlık olarak görmek ve göstermek
çabasındadır. O artık kendi başına kişiliği olan biri olarak tanınmak ister ve
ailesinden dolayı değil, kendi yetenekleriyle, başarısıyla ve kişilik
özellikleriyle beğenilmek ve kabul görmeyi arzu eder. Bu bakımdan okul ortamı,
etkilendiği ve başkalarını etkileyebildiği bir toplumsal ortamdır. Hayranlık
duyduğu bir öğretmen bu geçiş döneminde ona dayanak olur. Anne ve babasıyla
kopardığı iletişimi okulda sürdürebilir. Kendine yeni özdeşim örnekleri yaratır.
Öğretmen de gence değer veriyorsa genç mutludur, onun kişiliğinden kendi
benliğine olumlu özellikler katmaya çalışır.
Eğer,
öğretmen okulda aşırı disiplin ve baskı uyguluyorsa, gençlerin ergenlik
döneminden kaynaklanan problemlerine yardımcı olmak yerine, anlayışsız
davranıyorsa, bir genç ailesinden ve okulundan bulamadığı sevgi ve saygı dolu
hoşgörülü ortamı başka yerlerde aramaya teşebbüs eder.
PKK terör
örgütü içerisinde 3,5 yıl silahlı eylem ve faaliyetlerde bulunduktan
sonra örgütün iç yüzünü tüm çıplaklığıyla görüp, güvenlik güçlerine teslim olan
Sami Demirkıran, gazeteci Arslan Tekin ile yaptığı röportajda, örgüte okulda
öğretmeninden yediği bir tokat nedeniyle katıldığını söylemiştir.
Aşağıda yer
alan bir öğretmenin öğrencileriyle kurmuş olduğu olumlu iletişim, olumsuz
sonuçları bakın nasıl engellemektedir.
"Öğretmen bu
lisede göreve yeni başlamıştı. Bir gün üçüncü ya da dördüncü defa girdiği
sınıflardan birinde burnuna yoğun bir alkol kokusu geldi. Sınıf, öğretmenin bu
kokuyu alacağını düşündüğünden tetikte bekliyordu. Gözlerini öğrencilerin
üzerinde dolaştıran öğretmen, arka sıralara doğru yürümeye başladı. Duvar
dibinde oturan bir öğrenci her hali ile “Koku benden geliyor” diyordu. Öğretmen
öğrencinin başına dikildi. Delikanlı, olabileceklerin endişesi içinde “İstersen
bu konuya hiç girme” gibilerinden uyarıcı bir bakışla öğretmene baktı. Bütün
sınıf dönmüş kendilerini izliyordu. Öğretmen samimi bir merakın dışına taşmamaya
özen göstererek sordu:
-Bu kokuyu
nereden kaptın?
Bu esprili
soru delikanlıyı rahatlattı. Yine de tedirginliği tam olarak geçmemişti. Bu, o
anda pek mümkün de değildi. Fakat yine de kendisinde, bir elini yüzüne siper
yapıp cevap verme cesaretini buldu.
-Ben, dedi.
Geceleri, babamın çalıştırdığı bir meyhanede barmenlik yapıyorum... Bazen ben de
içki içiyorum... Dün akşam öyle oldu...
Sonra
öğretmenin tepkisini anlamak ve karşı tepkiye hazırlanmak için elini yüzünden
çekip dik bakışlarla öğretmenine baktı...
Öğretmen
hafif bir gülümsemenin eşlik ettiği bir kararlılık ve ciddiyet içindeydi.
Konuyla bir öğretmenin alışılmış tavrı içinde ilgili olmadığını, kendisi için
bir büyük meselenin ortaya çıkmadığını, sınıfa içkili geldiği için kendisini
azarlamak gibi bir niyetinin olmadığını tek bir hareketle anlattı. Elini
delikanlının omzuna koyup biraz sıktı. Bunda “çalışmana memnun oldum” gibilerden
bir mesaj da yok değildi. Bütün bunlar olup biterken senaryo da çoktan hazırdı.
Şöyle dedi öğretmen:
“-Geçenlerde
ünlü bir barmenle yapılmış bir röportaj okudum. Adam ben ömrümde ağzıma içki
koymadım diyordu. Bunun ne kadar zararlı bir şey olduğunu yıllardır izliyorum.
Bu ifadeler çok ilgimi çekti. Müşterilerle beraber içki içen çok barmen vardır.
Fakat içki içmeyen bir barmene ilk defa rastladım.
Bu adam bana
çok güçlü bir kişiliğin sahibi gibi geldi. Ben aynı iradeyi sende de görüyorum.
Sende de aynı güçlü karakter var. İçki içmeyen bir barmen olabilirsin...”
Öğretmen
itirazına barmenlikten başlasaydı büyük ihtimalle değişen bir şey olmayacaktı.
Çocuk öncelikle bu yönde bir itiraz beklediğinden karşı itiraz için hazırlığını
yapmıştı bile. İşe “içki içmeyen barmen” imajının yüceltilmesiyle başlanması
delikanlı üzerinde beklenen etkiyi yaptı. Kafasındaki “madem barmenim benim içki
içmem normal” kabulü bir anda yıkıldı. Daha önemlisi ona “içki içmeyen barmen”
tiplemesi daha cazip geldi. Zaten istenen buydu. Delikanlı düşüncesini bir anda
değiştirerek “irade ve karakter” sahibi birisi sıfatıyla içki içmeyen bir barmen
olmaya karar verdi. Üstelik artık daha çok ilgi görecekti. Diğer barmenlerden
farklı olduğunu düşünmek ona heyecan vermişti.
Düşüncedeki
“operasyon” başarılı oldu.
Çocuk,
zihninde kendisi için çok ilgi çekici bir resim yaptı ve bu resme uymak için
gerekli adımları attı. Kendisi ile ilgili eski resmin yırtılıp atılması için
birkaç saniye yetti.
O şimdi ne
içki içiyor, ne de barmenlik yapıyor.
Öğretmen,
delikanlının zihnindeki resimleri değiştirmek için fazla zorlanmadı."
c. Medyaya Düşen Görevler
Kitle iletişim araçlarının (Medya) işlevleri
içerisinde, haber verme en temel işlev olarak
bilinmektedir. Nitekim; haber, kitle iletişim
araçlarının ortaya çıkması ve toplumun
vazgeçilmez unsurları arasına girmesinin en
belirleyici özelliğidir. Haberin değişik
tanımları yapılmıştır. Ancak, “insanları
ilgilendirecek, zamanlı olan bir düşüncenin,
olayın veya sorunun özeti” şeklindeki tanım en
bilinenidir.
Medya, toplumu bilgilendirmek üzere verdiği
haberler konusunda yansız ve objektif olmalı,
haberleri kendinden bir şey ilave etmeden
vermeye dikkat etmeli haber ve
yorum/değerlendirme kavramlarını birbirine
karıştırmamalıdır.
Medya, özellikle gençliğimizi zararlı
alışkanlıklara, ideolojilere, akımlara
özendirici yayınlar asla yapmamalıdır.
Terör örgütleri medyada yer bulduğu ölçüde
etkinlik kazanmakta, moral bulmakta, örgüt içi
disiplini sağlayabilmekte ve sempatizanlarının
örgüte bağımlılığını arttırmaktadır.
Medyada yer alan haber terör örgütlerinin
propagandasını içermemeli ve detaylar verilerek
gençlerimizi özendirici olmamalıdır.
KAYNAKLAR
1.
A.YÖRÜKOĞLU, Gençlik Çağı, Özgür Yayın
Dağıtım,1993.
2.
R. Ş. APUHAN, Kendime Engel Olmayacağım,
İstanbul, Timaş Yayınları, 1996.
3.
N.ALKAN, Psikolojik Harekat, Terörizm ve Polis,
Ankara, TEMUH Yayınları,2000.
TERÖRİST PROFİLLERİ
Terör Örgütlerindeki Militanların Yaş ve
Öğrenim Durumları
a. Sol Terör Örgütleri
826 sol terör örgütü mensubunun dosyası üzerinde
yapılan bir araştırma sonucunda;
Yaş Gruplarına Göre Dağılımları
% 65 14-25 yaş grubunda
% 16.8 25-30
% 17.5 30’dan sonrası
Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımları
% 20.4 Yüksekokul mezunu ya da öğrencisi
% 33.5 Lise mezunu ya da
öğrencisi
% 14 Ortaokul mezunu
% 29.9 İlkokul mezunu
% 1.9 Cahil
b. Dini Motifli Terör Örgütleri
200 dini motifli terör örgütü mensubunun
dosyaları üzerinde yapılan bir araştırmada:
Yaş Gruplarına Göre Dağılımları
% 2.5 10-14 yaş grubunda
% 72.5 15-25 “
% 17 25-29 “
% 6 30-34 “
% 2 35-65 “
Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımları
% 22.5 Yüksekokul
% 40.5 Lise
% 14 Ortaokul
% 19 İlkokul
%2.5 Okur-yazar
%1.5 Cahil
c. Bölücü Terör Örgütleri
262 tutuklu terör örgütü PKK mensubu üzerinde
yapılan bir anket çalışmasında;
Yaş Gruplarına Göre Dağılımları
% 54 14-25 yaş grubu arasında
% 34 26-37 “
% 12 38-58 “
Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımları
% 11 Üniversite
% 16 Lise
% 13 Ortaokul
% 39 İlkokul
% 12 Okur-yazar
% 9 Cahil
Yapılan bu araştırmalar, özellikle 14-25 yaş
grubundaki lise ve üniversite çağındaki
gençlerimizin, ülkemizde faaliyet yürüten terör
örgütlerinin en büyük hedef kitlesi olduğunu
göstermektedir. |